Tanıdık olan neden bu kadar çekici hissettirir?
“Yine aynı şey oldu” demek yorucudur. Kişiler değişir, hikâye benzer kalır: aynı türden bir mesafe, aynı türden bir kırılma, aynı yerde tanıdık bir yalnızlık.
Şema terapinin buna dair çarpıcı bir gözlemi var: en yoğun çekimi, çoğu zaman temel şemalarımızı tetikleyen kişilere karşı duyarız. Modelde buna şema kimyası deniyor.
Bunun bir sebebi, tanıdık olanın tahmin edilebilir olmasıdır; tahmin edilebilir olan da bir tür güvenlik sunar. Bu yüzden bize iyi gelmeyen bir örüntü bile, bilinmeyen bir alternatiften daha “yerinde” hissedebilir.
Bunun bir de sık yaşanan ters yüzü var: bize iyi davranan biriyle beklenen çekimi hissetmemek. Şema tetiklenmediğinde o yoğunluk da ortaya çıkmaz; ilişki düz, hatta bazen boğucu hissedilebilir. Kişi bu durumu genellikle mantıklı bir gerekçeyle açıklar (“aramızda bir şey yoktu”, “fazla nazikti”) ama altta yatan şey çoğu zaman kimyanın eksikliğidir.
Bu bir tercih ya da yanlış karar meselesi değildir. Farkında olmadan işleyen bir eğilimdir.
Bu örüntüler nereden geliyor?
İlişki örüntülerimiz ilk ilişkilerimizde öğrendiklerimizle şekillenir. Yakınlık nasıl bir şeydi? İhtiyaçlarımızı dile getirdiğimizde ne oluyordu? Öfke ya da üzüntü ifade etmek güvenli miydi? Bize koşulsuz mu, yoksa belirli şeyleri yaptığımızda mı yaklaşılıyordu?
Bu deneyimlerden kendimize ve başkalarına dair sessiz sonuçlar çıkarırız: “İhtiyaçlarımı söylersem yük olurum.” “Yakınlaşırsam terk edilirim.” “Güçlü görünmezsem değer görmem.” Şema terapi bu sessiz sonuçlara şema der ve yetişkin ilişkilerinde nasıl devrede kaldığına bakar. Çerçevenin tamamını şema terapi yazısında anlatıyorum.
İlişkilerde en sık karşılaştığım temalar
- Terk edilme ve istikrarsızlık: bağın her an kopabileceği beklentisi. Bu şemayla birlikte, bağlanmaya hazır olmayan ya da ulaşılabilir olmayan kişilere karşı yoğun bir çekim sık görülür.
- Duygusal yoksunluk: duygusal destek, anlaşılma ve şefkat ihtiyacının hiçbir zaman yeterince karşılanmayacağı beklentisi. İlginç olan şu: bu şema en yaygın olanlardan biri olmasına rağmen, kişiler çoğu zaman onu taşıdıklarının farkında değildir. İhtiyaçları hiç karşılanmadığı için “böyle bir ihtiyacım var” fikri bile gelişmemiş olabilir.
- Kusurluluk: asıl hâli görülürse kabul edilmeyeceği duygusu. Yakınlıktan kaçınmanın ya da kendini geri çekmenin sık zeminidir.
- Boyun eğicilik: kendi ihtiyaç ve duygularını, çatışmadan ya da terk edilmekten kaçınmak için bastırmak. Bu örüntüyle birlikte, kontrol eden partnerlere doğru bir eğilim sıkça görülür.
- Kendini feda etme: karşıdakinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak; zamanla biriken bir kırgınlıkla birlikte.
Bu şemalar tek tek değil, çoğu zaman birlikte çalışır; modelde buna bağlantılı şemalar deniyor. Örneğin duygusal yoksunluk ile kusurluluk sık birlikte görülür: kişi sevgi görmediğinde bunu karşısındakinin sınırına değil, kendi “eksikliğine” bağlar. Ya da terk edilme ile boyun eğicilik birleşir: “İstediğini yapmazsam beni bırakır.”
Döngüyü sürdüren baş etme biçimleri
Bir şema tetiklendiğinde ortaya çıkan duyguyla baş etmek için farkında olmadan bir yol geliştiririz. Şema terapide bu yollar üç genel biçim altında toplanır ve bunlar tehdide verdiğimiz üç temel yanıta karşılık gelir: donakal, kaç, savaş.
- Teslim olma (donakal). Örüntüyü doğrulayan biçimde davranmak. Örneğin bağlanmaya hazır olmayan bir partner seçip ilişkide kalmak, ihtiyaçlarını hiç dile getirmemek, ya da eleştirel yakınlıklara yönelmek.
- Kaçınma (kaç). Yakınlığın kendisinden uzaklaşmak. İlişkilere hiç girmemek, duyguları paylaşmamak, yakınlık arttığında mesafe koymak, kişinin kendisini duygusal olarak “kapatması”.
- Aşırı telafi (savaş). Şemanın tersini kanıtlamaya çalışmak. Terk edilme kaygısıyla partnere sıkıca sarılmak ve farkında olmadan onu uzaklaştırmak; küçük ayrılıklarda bile öfkeyle tepki vermek; ya da kendini kusursuz göstermeye çalışırken gerçek yakınlıktan vazgeçmek.
Üç yol da anlaşılırdır ve bir zamanlar işe yaramıştır. Ama çoğu kez korktuğumuz şeyi dolaylı olarak yaklaştırır. Mesafe koymak, aradığımız yakınlığı daha da uzaklaştırır. Öfkeyle talep etmek, karşıdakini geri çeker. Hiç istememek, ihtiyacın hiç görülmemesine yol açar.
Şema terapinin bu konudaki net gözlemi şudur: kaçınma ve aşırı telafinin sonu, neredeyse her zaman örüntünün sürmesidir.
Kısır döngü nasıl görünür?
Somut bir örnek yardımcı olabilir. Duygusal yoksunluk şeması olan bir kişi, kendisine şefkat göstermekte zorlanan bir partner seçer. Yakınlık ihtiyacıyla ona yaklaştığında partner geri çekilir. Bu, şemayı tetikler ve kişi öfkelenir; bu öfke kısmen haklı, kısmen de o eski hassasiyetin büyütmesidir. Öfke partneri daha da uzaklaştırır. Böylece kişi yetişkin ilişkisinde, çocukluğundaki yoksunluğu yeniden yaşamaya devam eder.
Döngünün en can sıkıcı yanı budur: kimse kötü niyetli olmasa da örüntü kendini besler.
Fark etmek neyi mümkün kılar?
Bu örüntüleri görmek, kendimizi ya da karşımızdaki kişiyi suçlamakla ilgili değildir. Daha çok şu soruyu sorabilmekle ilgilidir: Bu tepki tam olarak neyi korumaya çalışıyor?
Fark etmek birkaç şeye alan açar:
- Tepkinin hangi eski hassasiyete dokunduğunu görmek
- O anda gerçekte neye ihtiyaç duyduğumuzu adlandırabilmek
- İhtiyacı dolaylı yollar (geri çekilme, öfke, güvence arama) yerine doğrudan ifade edebilmeyi denemek
- Siyah–beyaz bakmak yerine ara tonları görmek: bir insan bize her şeyi vermiyor olabilir, ama bu bizi hiç önemsemediği anlamına gelmez
- Otomatik tepki ile seçim arasında küçük bir aralık bırakmak
Örüntümüzü tanıdığımızda, onu yaşamak zorunda kalmadan da fark edebilmeye başlarız.
Terapide bu konuya nasıl bakarız?
Bireysel çalışmada hem güncel ilişkilerdeki döngülere hem de bunların nereden geldiğine birlikte bakarız. Süreç genellikle şu yönlerde ilerler: örüntüyü ve altındaki ihtiyacı görünür kılmak, bu ihtiyacı fark edip ifade edebilmeyi denemek, ve yakınlığa dair beklentileri gerçeğe daha yakın hâle getirmek.
Şema terapinin ayırt edici bir yanı da şu: terapi ilişkisinin kendisi bu çalışmanın bir parçasıdır. Yargılanmadan görülebildiğiniz bir ilişki içinde, ihtiyaçlarınızı fark etmek ve dile getirmek pratik edilebilir bir şey hâline gelir.
Süreç kendi hızınızda ilerler. Nasıl çalıştığımı Yaklaşım bölümünde, hangi konularda çalıştığımı ise Çalışma Alanları’nda bulabilirsiniz. İlişkilerde tekrarlayan örüntülere sık eşlik eden kaygıyı kaygı yazısında, bu kaygının sürekli bir hâle gelmesini ise sürekli tetikte olma yazısında ele alıyorum.
Kaynaklar
- Young, J. E., Klosko, J. S. & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. Guilford Press.
- Farrell, J. M., Reiss, N. & Shaw, I. A. (2014). The Schema Therapy Clinician’s Guide. Wiley-Blackwell. doi:10.1002/9781118510018
